Ural Eroglu

Mezopotamya Ajansı 31 Ağustos 2019 tarihinde, “Güven, Ceylanpınar olayından sonra Vali ile görüşmesini anlattı: 2 polisin öldürülmesi adli bir vakadır“ başlıklı bir yazı yayınladı. Bu yazı, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesi ile DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven ile röportaj şeklinde hazırlanmıştır.

20 Temmuz 2015’te Suruç Katliamı yaşandı. Devletin IŞİD’e yaptırdığı bu katliamda 33 gencimiz şehit düştü ve 100 dolayında insanımız yaralandı. İki gün sonra (22 Temmuz 2015’te) devlet bu sefer Ceylanpınar’da iki polisi (Feyyaz Yumuşak ve Okan Uçar) polis lojmanlarındaki evlerinde öldürerek bunu PKK adına üstlendi. PKK adına bunu Suruç Katliamı’nın intikamı diye açıkladı.

İki polisini öldürüp PKK’ye yükleyen devlet, böylece bitirmek istediği Çözüm Süreci’nin sorumluluğunu PKK’ye yükleyerek Kürtlere ve Türkiye demokrasi güçlerine saldırma gerekçesi yaptı. Öldürdükleri iki polisin faili diye HDP çevresindeki insanları gözaltına alıp ağır işkencelerden geçirerek tutukladı.

Dönemin HDP Urfa Milletvekili Leyla Güven, Mezopotamya Ajansı’ndaki yazıda, iki polisi öldürdükleri gerekçesiyle gözaltına alınıp işkence yapılanlarla ilgili Urfa Emniyet Müdürü ile telefonla görüştüştüğünü belirtmiş. Gözaltıları ve işkenceleri eleştirmesi üzerine Urfa Emniyet Müdürü’nün kendisine, “Ne bekliyordunuz?! İki polisimizi öldürenlere çiçek mi vereceğiz?!“ dediğini ve kendisinin de Urfa Emniyet Müdürü’ne, “Haddinizi bilin! İşkence yaptığınızı kabul ediyorsunuz!“ dediğini belirtmiş. Hemen telefonu kapatarak konuyla ilgili Urfa Valisi İzzettin Küçük’ü aradığını söylemiş.

Telefonla aradığı Vali’ye, Emniyet Müdürü’nün tutumunu anlatmış. Emniyet Müdürü’nün bu tutumuyla işkenceyi kabul ettiğini ve bunun suç olduğunu belirtmiş. Vali’nin bu duruma müdahale etmesini istemiş. Vali ise, “Vekil hanım, olay öyle değil. İşkence varsa ben ararım ve o emniyet müdürüne haddini bildiririm. Tabi ki işkence olmaz ve olmamalıdır. Ben konuyu takip edeceğim“ demiş. Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesiyle ilgili kanuşmada ise Urfa Valisi İzzettin Küçük: “Bir de şunu bilmenizi isterim, o polisler aslında üç arkadaşlardı. Onlardan bir tanesinin diğer ikisiyle aralarında bir husumet yaşanmış ve oradan ayrılmış. Hepsinde ayrı ayrı o binanın anahtarı varmış. Dolayısıyla bu olay siyasi bir olay değildir. Bu adli bir vakadır. O polis öfkelendiği için bir gece kendi anahtarıyla kapıyı açarak o iki polisi öldürüp gidiyor. Biz olayın bu şekilde gerçekleştiğine dair duyum aldık. Dolayısıyla diğer söylenen şeyler doğru değil“ demiş.

Mezopotamya Ajansı sayın Leyla Güven’in Urfa Emniyet Müdürü ve Urfa Valisi İzzettin Küçük ile konuşmalarını aktardıktan sonra, Vali’nin anlattıklarını doğrularcasına bir açıklama yapmış. “1 Eylül Dünya Barış Günü bir kez daha savaş ortamında karşılanırken, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, iki polisin öldürülmesiyle ilgili önemli bilgiler paylaştı“ diye yazmış. Bunu önemli ve yeni bilgi olarak kabul etmek, bu iki polisi öldüren devletin suçunu gizlemektir. Önemli ve yeni bir şey yoktur Vali’nin anlattıklarında. Faşist devletin her zaman yaptığı gibi açığa çıkmış suçlarını gizleme çabası vardır Vali’nin anlattıklarında.

Devletin emriyle Urfa’yı IŞİD’in karargahlarından biri haline getirip Rojava’ya ve Türkiye’deki demokratik kesimlere saldırtan biri de bu Vali idi. Herkes bunu biliyor. Vali kendisini ve devleti aklamak için bir yalan söyleyip hedef saptırıyor. Sayın Leyla Güven’in ve Mezopotamya Ajansı’nın bu gerçekleri göremeyip Vali’nin anlattıklarını doğru ve önemli bilgi gibi anlatmaları üzücü bir durumdur. Büyük bir talihsizliktir.

Devlet bir yandan Çözüm Süreci, Demokratik Çözüm ve benzeri söylemlerle demokrasicilik rolü oynarken, bir yandan kendi askerlerini vurarak ya da PKK’nin vurmasını sağlayarak PKK’yi Çözüm Sürecini bozan taraf ilan etmek ve saldırılarına gerekçe yaratmak istedi. 12 Haziran 2011’de yapılan Genel Seçimlerde, tüm saldırı ve engellemelere rağmen, BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) bağımsız adaylarla büyük bir başarı elde etti. Bu durum faşist devlet ile destekçilerinde büyük bir moral bozukluğuna, demokratik cephede ise coşkuya ve psikolojik üstünlüğe yol açtı. Faşist devlet yalanlarla ve iftiralarla BDP’ye yönelik çok yönlü bir saldırı dalgası başlattı. Amaç BDP’yi ve demokratik güçleri fiziksel ve psikolojik olarak savunmaya sokup yükselişini engellemekti.

BDP’ye saldırılar yapıp savunmaya sokmak için 14 Temmuz 2011’de, bir grup askeri tedbirsiz bir şekilde Diyarbakır’ın Silvan ve Kulp ilçeleri arasında gerilanın bulunduğu alana soktu. Bu askerler seçilerek devletin Kürt halkına ve demokrasi güçlerine saldırı gerekçesi yapılmak üzere kurban olarak ölüme sürüldüler. Ormanlık bölgede gerilalara yakın yere gelen askerler, uçak ve helikopterlerle, gerilalarla birlikte bombalandılar. Fosfor ve yangın bombaları atılarak yakıldılar. Bu vahşi ve alçak saldırıda 10’u er 3’ü uzman erbaş olmak üzere 13 asker öldü. 2’si ağır olmak üzere 7 asker yaralandı. 5 tane de PKK gerilası şehit düştü. Devlet uçaklarla ve helikopterlerle fosfor ve yangın bombaları attığı halde ve şehit düşen gerilalar yakıldığı halde, utanmada gerilanın askerleri yaktığını söyledi. Yalan ve iftiralarla BDP’yi olayın sorumlusu ilan ederek resmi ve sivil faşsit sürülerini BDP’ye ve demokrasi güçlerine saldırttı. BDP’liler parti binalarında ve sokaklarda sivil gerici faşsitlerin saldırılarına uğrarken polis sadece seyretti. BDP binalarını talan edip parti tabelasını indiren faşist sürülere polisler ve itfaiyeciler de destek verdi.

10-11-12 Nisan 2015’te bu sefer Ağrı’da ikinci Silvan Olayı dediğimiz olay yaşandı. Bu olay da bizat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dar bir kadro üzerinden hayata geçirilen kirli ve vahşi bir plandı. Çünkü Sakarya’da yaptığı konuşmada, bu operasyondan ve kimsenin bilgisi olmayan bazı detaylardan bahs etmişti. Devlet Silvan’daki olay gibi Ağrı’da 10-11-12 Nisan 2015’te, 15 erin gerilalar tarafından öldürülmesi için araziye sürüp desteksiz bıraktı. Yaşanan çatışmada 8 er yaralandı. O erleri oradan kurtarmak için giden HDP’liler, devletin askeri ve polisi tarafından engellendi. Bu engelleme saldırıları sırasında, HDP’nin Ağrı il yöneticilerinden Cezmi Budak şehit düştü. Tüm engellemelere rağmen HDP öncülüğünde halk 8’i yaralı 15 eri çatışma alanından çıkararak kurtardı. Kurtarılan askerlerin söylediği ilk şey, “Bizi bilerek ölüme sürüp yardım göndermediler!“

İşte tüm bunları yapmaktan çekinmeyen devlet, iki polsini polis lojmanlarındaki evlerinde öldürerek PKK adına üstlendi. Hem de kapıları zorlanmadan, çatışma ve boğuşma yaşanmadan. Çünkü onları öldürenler onların tanıdığı ve devletin yetkili kişileriydi. Kürdistan’da yabancı birilerinin bırakalım polis lojmanlarına girmesini, lojmanların yakınlarından geçip dikkatle baksalar bile gözaltına alınıp sorgulanırlar. Bu nedenle herkes bu iki polisin bizat devlet tarafından öldürüldüğünü biliyor ya da düşünüyor. Vali ise devletin emriyle bu iki polisi öldürten biri olarak bu yalanla kendisini ve devletini aklamaya çalışmış. Ama başaramamış ve başaramaz. Çünkü Vali’nin söylediği gibi daha önce aynı evde yaşayıp husumet nedeniyle orda ayrılan birinin anahtarı beraberinde götürmesi mümkün değildir. Çünkü polis lojmanları devletin konutudur ve anahtarı geri vermek zorundadır. Özel bir konut kiralasa da çıktığında anahtarı geri vermek zorunda. Bunu da geçelim. Husumetli biri o evden ayrılıp tekrar geri eve gelse evdekilerce kabul edilemez. Diyelim ki kabul ettiler, o zaman da gergin ve tetikte olurlar. Bu da eve gelen saldırganın silahına sarılmasıyla diğer iki kişinin de harekete geçmesini sağlar. Birini vurana kadar diğeri silahını çeker. Öldürülenler ne silahlarına sarılmışlar ne de boğuşmuşlar. Bu da içeriye birden fazla kişinin geldiğini ve öldürülen iki polisin karşı çıkamadığı konuma sahip olduklarını gösteriyor. Tüm bunları da geçelim, madem Vali aynı evin anahtarını taşıyan husumetli bir polisin bu iki polisi öldürdüğünü söylüyor neden bu kişiyi yargıya havale etmedi? Neden HDP’li insanları bu olaydan dolayı tutuklattı? Haydi bakalım o zaman o HDP’lileri serbest bıraksınlar. O Vali ki devletin Urfa’daki en yetkilisiydi. Rojava’ya ve başka yerlere karşı IŞİD için karargahlar kurdurup eğitim yaptırandı. Urfa’daki AKP’li yöneticilerlerin sömürü, talan ve hırsızlık yapmasında ve halka terör estirmesinde destek sunup koruyandı. Sömürü, talan, hırsızlık, ahlaksızlık, tecavüz, yalan, iftira ve her türden terör bunların yaşam tarzıdır. Bunlar yalan söylerler ve ortaya çıkan suçlarını gizlemeye çalışırlar. Urfa Valisi İzzettin Küçük de bunu yaptı. Bu ve nice olayda katil bu Vali ve devletidir. Bu yalanı nasıl göremediniz de böylesine talihsiz açıklamalar yapıp böyle bir yazı yazdınız sayın Leyla Güven ve Mezopotamya Ajansı emekçileri? Hala öğrenemedik mi bu faşist devlet gerçekliğini?

Ural Eroğlu