Hüseyin Yanaç
Yazar

19. Munzur Kültür ve Doğa Festivali, “Dersim’e, inancına, diline, kültürüne sahip çık. 
Yaşa ve yaşat şiarıyla yapıldı. 
Gola Çeto ziyaretinden sonra Seyit Rıza Meydanı’nda festivalinin stardı verildi ve önceki gün 28.07’de yapılan final gecesi ile sona erdi.

Dört günlük Festivalin kuşkusuz geriye bıraktığı bugün İçin daha çok ortalıktaki ve Munzur kıyısındaki çöp yığınları vb olsada göze çarpan, kanımca daha çok önde olması gereken yanı bu sürecin siyasal boyutu olmalıdır.
Geriye kalan o kirliliği temizleriz, ama ortada olan “siyasal kirliliği” nasıl temizleriz esasında bunun önemli olduğunu ve bu sorunun cevabını düşünüyorum.

-Geriye kalan nedir?
-Geleceğe neyi taşıdık, taşımalıyız?
-Önümüzdeki sürece nasıl yaklaşmalıyız?
-Ortak kültür ve ortak değerlere nasıl sahip çıkacağız?
-Ne kadar ortaklaştık?
-Dersim’e karşı yeni projelere saldırılara karşı nasıl birlikte hareket edilecek?
-Dört gündür alanda ortaya çıkan bu buruk hava ve ruh hali ile sürerece nasıl cevap verilecek?
Bu vb bir çok sorunun cevabının acil çözümünden kimse asla kaçamaz-kaçmamalı.

Velakin, bunun vebali ağır olur.!

Öteden beri; Dersim’liler biribirine baş olmayı sevmez.
Yan-yana, omuza durmak ister.
Bütün zorluklarına ve eksikliklerine rağmen bunun önemli olduğunu kurumlarımızın ve aydınlarımızın ben değil, biz demeli bu yönde karşılıklı adımlar mutlaka atılmalı.

Eksiklikleri ve kurumlar arası çekişmelerin kısmi olarak varlığını koruduğu son seçimlerdeki çekişmenin yatarmış olduğu somut durum ile birlikte araya giren yasaklamalar vb ile de bütünlüklü ele alındığında her şeye karşın olumlu ve herkese ders olması ve ders çıkarılması açısından öğretici olmalıdır.
Kurumların değil, DERSİM’in acil sorunları ve geleceği, doğası ve öncelikli olarak gençliğinin sorunları esas alınmalıdır.

Bu ders hepimize aittir!

Bana göre en önemli duruş bu festivali Ayaz ve Nüpelda ve Engin’e adamak olarak ilan edilmiş olsada, onların şahsında ortaya çıkan sürece karşı ortak bir tavır ve duruşu bile ortaya koyamadık!

Bu ağır bir vebaldir omuzlarımızda.

Hep birlikte festival komitesi olarak ailelerimize ziyaret bile yapılamadı! 
Tek tek ziyaretleri geçiyorum.
Festival sonrası sanatçıların atmış olduğu adım öğreticidir.
Festivale bir gelenek olarak Sehit Rıza meydanından Gole cetu’ya kadar yapılan Doğamıza, dilimize, inancımıza ve kimliğimize sahip çıkmak için birlikte bir yürüyüş ve tek ses bile ne yazık ki olamadık!

Proğramıların yoğunluğu ise bir başka acemiliğin resmî oldu bunun en bariz örneğini PERTEK proğramı İçin haklı olarak sevgili M Aslan’ın serzenişi önemlidir.
O; “Yıllar sonra yeniden Dersim de festivaller yapıldı. Uzun zamandan beridir yapılamadığı için bir yeni başlangıç olması açısından anlamlı idi fakat önceki yıllarda da görüldü ki otuz yıl da yapılsa sanki sıfırdan başlıyormuş gibi başlıyoruz, öğrenemiyoruz.

Özellikle Pertek de yapılan festivalde 8-10 sanatçı vardı. 
Gece saat 24 olmuştu kitlenin yarısı alanı terketmişti, sanatçılar sahne arkasında bu durumu umutsuzca izliyordu çünkü 4 saatlik programa 8-10 sanatçı 6-7 konuşmacı sığdırılmıştı. 
Gelen kitle de içi buruk bir şekilde evlerine döndü. Beş altı yıl sonra yeniden Pertek e geldik ama halkla buluşmadan geri döndük. Bir çok sanatçı da ilk defa Dersim e gelmişti, hayal kırıklığiyla geri döndüler. Değerlerin tüketildiği, sanatın ve sanatçının değersizleştiği ve sıradanlaştığı bu ortamlarda acaba katılmakla ne yapıyorum diye kendime soruyorum. Gelecek yıl katılayım mı çelişkisiyle evime dönüyorum..
Sanat aracılar üzerinden topluma sunulduğunda sonuç hep böyle olacakdır.”!

Final gecesinde iki gruba bu kadar ayrılan zaman ise tam içler acısı demekten ziyade bir fiyaskoydu!
Bir buçuk saati aşkın bir süre bir gruba ayrılmış olması adalet değil, kusura bakmayın tam bir rezalet!
Kim olduğu değil, ne çaldığında değil, böyle bir festivalde hiç bir gruba veya şahısa bu kadar süre asla kabul edilemez.
Petek proğramı üzerine M Aslan’ın yorumu yeterli, Hozat proğramı zayıf ama katılım daha çok sahneye ilgisizliği gösteriyordu.
Peri oldukça kalabalık ve adeta alternatif bir görüntü veriyordu!
Peri katılımı merkeze yansımalıydı.
Dil panelinden sonra dışarıda yine ana dilini unutmak ve içeri ile dışarı at başı değildir.
Fiyatların yüksekliğinden şikayet önemli ve esnafla sorunu birlikte çözmek için adımların atılması sağlanmalı.
Bu handikap mutlaka aşılmalı.
Kürtçenin de zayıf kaldığının altını adeta çizmek isterim.
Kapanış gecesinde bu oran ortadadır!
Kapanış gecesinde sahnede halka seslenen Sezai TEMEL’linin çağrısı bu anlamda önemli bir mesaj niteliğindedir!
Yaşadığımız acılara ve süren savaşın sona ermesi adil ve demokratik bir sürece geçişin önünün açılması ve işgal edilmiş bir şehrin bu kuşatmasının son bulması ve sermayenin hizmetine peşkeş çekilen doğanızdan ellerini çekmelerinin talebi önümüzdeki günlerde alana yönelik yeni projelerin gündeme geleceği ve binlerce hektarlık dersim Munzur dağlarındaki maden aramaları ile talan zihniyetine karşı mutlaka bir olmalı ve doğamızın tahrip edilmesine karşı mücadelede etmeliyiz.
Çağrısı öne çıkmalı ve güçlü bir sese dönüşmelidir.
Kimlik siyaseti değil, kimliklerimizle siyaset yapmalıyız açıklaması önemliydi.
Sonuç olarak ortaya çıkan tablo, eksikliklerine karşın, alanda esen soğuk ve buruk havaya rağmen yasaklar zihniyetinin devamına karşın eksiklikleri aşarak insanımıza, dilimize , doğamıza ve inancımıza karşı daha çok özverili bir duruş ile birlikte hareket önemli ve ertelenmez olduğunu düşünüyorum.
Sürece karşı; lafla değil, artık ortak somut pratik adım esastır.
Yazmak çizmek ve açıklamalar yetmez, somut örgütlenme ve pratik adımlar atılmalı!
Bunu atmayanların boynundaki vebal ağır olur.

Dostoyevski’nin dediği gibi; Doğaya karşı işlenen bir suçun öcü, insan adaletinden daha zorlu olur. 
Doğanın bu adaletinin hışmına uğramadan doğanı yaşar kıl ki insanında yaşasın şiarı hayat bulsun!

Durmak yok, acil taleplerimizin ışığında ileriye doğru birlikte adım atılmalıyız.

Bu kısa gözlemimle, emeğini esirgemeyen bütün herkese yürekten teşekkürü bir borç bilirim.

Bımıne weşiyede.
Saygılarımla 
Hüseyin Yanaç