Yeni Parti AKP Alternatifi Değil AKP’nin ve Devletin Projelerinden Biridir /Ural Eroğlu

Ural Eroğlu

Ahmet Davutoğlu 2009-2014 yılları arasında Recep Tayyip Erdoğan tarafında kurulan 60. Türkiye Hükümeti ve 61. Türkiye Hükümeti’nde Dışişleri Bakanı olarak görevlendirildi. 2014-2016 yılları arasında Başbakanlık ve AKP Genel Başkanlık görevlerini yürüttü.

2009’da henüz milletvekili değildi ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından TBMM dışından Dışişleri Bakanı olarak atandı. 2011’deki Genel Seçimlerde AKP’den Konya Milletvekili seçilerek önce Dışişleri Bakanı olarak daha sonra kısa süre Başbakan olarak görevlendirildi. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ahmet Davutoğlu’na güvenmeleri ve milletvekili olmadığı halde Dışişleri Bakanı olarak atamalarının nedeni onun da ABD ile yakın ilişkisinden dolayıydı. Ahmet Davutoğlu da Abdullah Gül ve nice Türkiyeli siyasetçi ve akademisyen gibi ABD ve işbirlikçisi Türkiye devleti tarafından Müslüman ülkeleri yönlendirmek için görevlendirilmişti.

Ali Babacan, 2001’de kurulan AKP’nin kurucu üyesi ve MKYK üyesi oldu. 58. ve 59. hükümetlerde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevine, 60. Hükümet’te ise Dışişleri Bakanı ve Avrupa Birliği Başmüzakerecisi görevine atandı. 1 Mayıs 2009 yapılan kabine değişikliği ile Dışişleri Bakanlığı görevini Ahmet Davutoğlu’na devretti ve Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak görevlendirildi. 28 Ağustos 2015’te Başbakan Ahmet Davutoğlu hükümeti döneminde Başbakanlık Danışmanlığı görevine getirildi.

Bülent Arınç, Necmetin Erbakan başkanlığında kurulan Refaf Partisi’nin ve Fazilet Partisi’nin kurmaylarından biriydi. Bu iki partide Manisa’dan milletvekilli seçilerek TBMM’ye girdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu ve Türkiye AB Karma Parlamento Komisyonu’nda çalıştı. 2001’de kurulan AKP Kurucu Üyesi. AKP’nin kurmaylarından biri olarak TBMM Başkanlığı, Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerini yürüttü. Mart 2015’te, dönemin AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek Bülent Arınç’ı Fetullah Gülen Örgütü mensubu olmakla ve Bülent Arınç’da onu büyük yolsuzluk ve talanlar yapmakla suçladı. Her tartışmaya müdahale eden RTE ve kurmayları, bu tartışmaya müdahale etmediler. Sadece AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner yine kraldan daha kralcı davranarak Bülent Arınç’ı suçlayan açıklamalar yaptı. Bülent Arınç ise seçim sonrasında Melih Gökçek’in yolsuzluk ve Ankara’yı parsel parsel satmasıyla ilgili açıklama yapacağını söylese de yapmadı. Bu süreçte Bülent Arınç, 7 Haziran 2015 Türkiye Genel Seçimlerinde aday olmayacağını, yerini gençlere bırkacağını söyleyip seçimden sonra aktif siyasetten çekildi. 30 Mayıs 2019’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olarak atandı.

Abdullah Gül, Necmettin Erbakan başkanlığındaki Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nde milletveli seçilerek TBMM’de yer aldı. Erbakan’ın yardımcılığını da yapan kurmaylarındandı. ABD ve Türkiye devleti tarafından Müslüman ülkeleri yönlendirmek için görevlendirilen önemli isimlerden biriydi. 2001’de kurulan AKP’nin kurucu üyesi. AKP Hükümeti’nde Dışişleri Bakanı ve Başbakan olmak üzere bazı görevlerde bulundu. 28 Ağustos 2007’de 11. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. 28 Ağustos 2014’te görevi sona erince, yerini Recep Tayyip Erdoğan’a bırakmak için yeniden aday olmayıp aktif siyasetten çekildi.

7 Haziran 2015 Türkiye Genel Seçimlerinde AKP tek başına iktidar olamayınca koalisyon hükümeti kurmamak ve yeniden seçimlere gitmek için diğer partileri oyalayıcı ve yıkıcı bir tutum izledi. Çünkü yasal olarak beli bir süre içinde hükümet kurulmazsa yeniden seçime gitmek gerekiyor. Oyalama ve yıkıcı tutum ile bu süreyi dolduran RTE-AKP, 1 Kasım 2015’te yeniden seçime gitmek üzere seçim kararı aldı. Kazanabilmek için bir yandan IŞİD’e muhaliflere yönelik bombalı eylemler yaptırdı bir yandan da devlet eliyle askerlerine ve polislerine saldırarak PKK yaptı diyerek HDP’ye ve tüm muhaliflere saldırdı. RTE-AKP tüm devlet imkanlarını kullandı, HDP’ye ve tüm muhaliflere yönelik her türden saldırıyı yaptı. Vatan, millet, din ve bayrak savunması yalanlarıyla gerici ve ırkçı duyguları harekete geçirerek 1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde yeniden tek başına iktidar olarak çıktı.

Daha önce Cumhurbaşkanı TBMM tarafından seçiliyordu ve yetkileri sınırlıydı. AKP 21 Ekim 2007’de, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi ve diğer bazı yasal değişiklikler için referandum yaptırdı. AKP referandumda istediği sonucu elde etti. RTE-AKP’nin bu konuda istediği yasaları çıkarıp hayata geçirme süreci başladı. Abdullah Gül’den sonra Cumhurbaşkanı olması hedeflenen RTE Cumhurbaşkanı olduğunda bu yasal düzenlemelerin bitirilmiş olması ve tüm yetkilerin RTE’ye devredilmesi hedeflendi. AKP’nin tüm kurmayları gibi Başnakan Ahmet Davutoğlu da bu doğrultuda kendisine verilen görevleri yerine getirdi. Ahmet Davutoğlu bu görevi yerine getirmek için kamuoyunu hazırlamak üzere sık sık AKP Genel Başkanlığı görevinin artık yeni yasalar çerçevesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verilmesi gerektiğini söyledi. Konuşma aralarına Başbakanlık görevinin de Erdoğan’a devrini sevinçle dillendirdi. Kamuoyunun tepkileri nedeniyle geç de olsa 2016 başında harekete geçtiler. 4 Mayıs 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü. 5 Mayıs 2016’da ise AKP Genel Başkanlığı görevinin Cumhurbaşkanı RTE’ye devredilmesi için, AKP 2. Olağanüstü Büyük Kongre’sinin 22 Mayıs 2016’da yapılacağını açıkladı. Kongrede tek aday olarak gösterilen Recep Tayyip Erdoğan, tüm oyları alarak seçildi. Verilen görevleri yerine getiren Davutoğlu’nun yerine, Başbakanlığa Binali Yıldırım atandı. Niceleri bu durumu Erdoğan ve Davutoğlu arasında bir çekişme diye yorumladı.

Burjuva siyasetçiler ve yazarlar, Ahmet Davutoğlu’nun görevden alınmasını onun ve Erdoğan arasında büyük çelişkiler olarak açıkladılar. Oysa Davutoğlu Edoğan’ın ağzına bakan, onun konuştuklarını tekrar etmekten mutluluk duyan biriydi. Öyle ki Erdoğan konuşmalarında öksürüp hapşırsaydı onu da önemli konuşma gibi taklit edecek kadar kendisini kaptıran kişiliksiz biriydi. Ki Davutoğlu, misyonunu yerine getirip koltuğunu devretme mutluluğunu da açıklamıştı. Bu görevi bırakmanın kendi tercihi olmadığını ama bir zorunluluk olduğunu belirtmişti. Veda konuşmasında onun Erdoğan’ı eleştireceğini bekleyenleri hayalkırıklığına uğrattı. “Her zaman gözettiğim ve bundan sonra da gözeteceğim 5 hukuk vardır. Birincisi Cumhurbaşkanımız ile aramızda olan insani kardeşlik hukukudur. Bu bağlamda hiçbir spekülasyonun, yorumun yapılmasını doğru görmem. Ben Cumhurbaşkanı’mızla son çeyrek asırda birçok vesilelerle omuz omuza oldum. Bundan büyük bir gurur, onur duydum ve hep bu dostluğu her şeyden öne aldım. Ne gelişme olursa olsun ben verdiğim söze sadığım. Cumhurbaşkanı’mızla son nefesime kadar vefa ilişkisini sürdüreceğim. Hiç kimse benim ağzımdan, benim dilimden, benim zihnimden Cumhurbaşkanı’mız aleykine tek söz duymadı, duymayacak. Bunun açık ve net bilinmesini isterim, bunun istismar konusu edilmesine de izin vermem. Hem Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak, hem benim dava arkadaşım olarak onun onuru benim onurumdur. Onun ailesinin onuru benim ailemin onurudur. Onun ailesi benim ailemdir. Burada kimsenin bundan sonra yeni fitne kapıları açmaya niyetlenmemesi icap eder“ dedi.

11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi bitince doğal olarak aktif siyasetten çekildi. 1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinden sonra Bülent Arınç, 22 Mayıs 2016’da Ahmet Davutoğlu AKP 2. Olağanüstü Kongre’de AKP Genel Başkanlığı’nı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve daha sonra Başbakanlığı Binali Yıldırım’a devrettikten sonra aktif siyasetten çekildi. Ali Babacan AKP Hükümeti içindeki aktif rolü 2015’in sonlarında ve 2016’nın ortasına doğru sonlandırıldı. Ali Babacan’a yeni parti konusunda fikirler önerdiği söylenen Hayati Yazıcı AKP Kurucu Üyesi’dir. AKP’den milletvekilli olarak TBMM’ye girdi. Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı olmak üzere nice üst düzey görevde yer aldı. TBMM’ye girmediği dönemlerde de AKP’nin kurmay yöneticisi olarak nice alanda çalıştı. 22 Mayıs 2016’da yapılan AKP 2. Olağanüstü Kongresi’nde yeniden AKP MKYK Üyesi olarak seçildi. Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görevini yapmaya devam ediyor.

2016 sonlarında ve 2017’de Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve diğer bazı AKP’lilerin RTE karşıtı kampı destekleyecekleri ve yeni bir parti kuracakları konuşuldu. Bunlarla röportaj yapan gazetecilerin 24 Haziran 2018 Genel Seçimleri öncesinde partiyi kurup kurmayacakları yönündeki sorulara bu seçimden önce kurmayacaklarını, seçimden sonra duruma bakacaklarını, uygun buldukları zamanda duruma göre karar vereceklerini belirtmişlerdi. Neydi onlar için uygun koşullar? Zirveden çöküş seyrine evrilme sürecinde olan RTE-AKP’nin tek başına iktidar olamazsa ona alternatif yalanıyla AKP’nin yerine geçmektir. Mesela bunların parti kuracağı söylentileri dillendirildiği 2016 sonları ile 2017 başlarından 2019 ortalarına kadar RTE ve kurmaylarının bunlara yönelik bir kaç basit söylemden başka bir tepkisi olmadı. Haydi bunu da geçelim, bunlardan Abdullah Gül hariç hepsinin AKP üyeliği devam etti. Abdullah Gül de eskiden yasalar partili Cumhurbaşkanı’na izin vermediği için AKP’den istifa edip Cumhurbaşkanı oldu. Ali Babacan ise 8 Temmuz 2019’da AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile dostça görüşüp istifasını sundu. Kamuoyunda bunların yeni parti kurma çalışmalarına rağmen hala istifa etmemiş olmaları kamuoyunda yaygın bir halde tartışılmaya başlandı. Bu nedenle RTE-AKP, Davutoğlu’nu Parti Disiplin Kurulu’na sevk etmek zorunda ve Davutoğlu da 9 Eylül 2019’da AKP üyeliğinden istifa etmek zorunda kaldı. Oysa tüm siyasi partilerde parti disiplinine aykırı davrananlar disiplin kurulan sevk edilir. Ayrı parti kurmayı dillendirenler ise doğrudan partiden atılır. Hele hele RTE başkanlığında aykırı bir sese tahammül edilmezken doğrudan partiden atılmayı gerektiren tutumlar sergileyen bu unsurların AKP üyeliğinin devam etmesi sizce de düşündürücü değil mi?

İki yıldan beri net olarak yeni parti kurmayı dillendiren eski kurmaylarına pek ses çıkarmayan RTE, 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinden sonra tehditlerle onları hedefe koydu. RTE’nin bu tutumu ve onun sadık uşaklarından Davutoğlu’nun boş efelenmesinin RTE-AKP’nin gerilemesinin görüldüğü bu süreçte yaşanması tesadüfü değildir. Artık çöküş seyrinin kabulü ve AKP’nin çökmesi halinde onun yerine geçecek partiyi hazırlama çabasıdır bu. Davutoğlu ve Babacan’ın çökecek AKP’nin oyları dışında HDP ve CHP olmak üzere geniş bir kesimin oyunu alabilsin diye RTE-AKP ile çatışmalı gibi gösterilmeye ihtiyacı var. Tabi Davutoğlu ve Babacan bunu doğrudan RTE-AKP karşıtlığı şeklinde değil, RTE ve kurmaylarını AKP’nin ilk kuruluş ilkelerinden saptmakla suçlayarak ve AKP’nin ilk kuruluş sürecini savunarak yapmaktadır-yapacaktır. Böylece AKP’de devam edenlere önümüzdeki yıllarda biz AKP’yi savunduk ve davayı kötüye kulananlara karşı çıktık diyerek yanlarına çekecekler. Yoksa Ufuk Uras Ertuğrul Günay ve benzeri sol maskelilerle, sahte Kürt halkı savunucularıyla yaptıkları yeni parti görüşmeleri onları ve devleti kurtaramaz. Bu sadece RTE-AKP Hükümeti’nin projesi değildir. Türkiye devletinin ve ABD’nin de bir projesidir. RTE-AKP çökmeleri halinde kendilerini kurtarmak için kendi eski kurmaylarının kuracağı bir oluşuma ihtiyaç duyuyor. Türkiye devleti ve ABD de AKP’nin çökmesi halinde onun tabanını kontrol altına alıp devlete ve sisteme yedeklemeleri için böyle bir oluşuma ihtiyaç duyuyor. Bu taktik, burjuvazinin devleti koruyup yaşatmak için uyguladığı çok partili sistemin bir gereğidir. Kapitalist sistemde partiler ve hükümetler halkı aldatıp sömürücü sisteme yedeklemek üzere geçici araçlardır. Tekelci sermayenin devleti ve projeleri değişmez temeldir. Tüm düzen partileri halkı aldatıp yönetebilmek için uzlaşmaz karşıt rolü yaparlar. Ama kapalı kapılar arkasında aynı devlet politikalarını onaylayıp uygulalarlar.

Bazı AKP’lilerin ve AKP medyasının Bülent Arınç’ı, Abdullah Gül’ü ve Ahmet Davutoğlu’nu Fetullah Gülen Örgütü ile ilişkili olmakla suçlamaları gülünecek bir durumdur. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan ve hala onunla birlikte olan nice kurmayının Fetullah Gülen ile ilişkisi ve örgütüne her türden desteği herkesçe biliniyor. Fetullah Gülen ve örgütü ile en yakın olan ve bunlar içinde en çok hedefe konulan Bülent Arınç yeniden Cumhurbaşkanı RTE tarafından Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’nda görevlendirildi. Bu ne garip bir durum? Bu ne yaman bir çelişki? Bunlar içinde sadece Bülent Arınç’ın RTE’ye eleştirileri olmuştu. Bu eleştiriler de RTE’nin kamuoyunda tepki çeken ve AKP kurmaylarını zora sokan yöntemlerineydi. Bülent Arınç’ın bir de AKP tam zirveden düşüş seyrine evrilirken iktidarı diğer partilere bırakmayı, yarattıkları enkazı o partilere mal edip daha güçlü iktidara gelmeyi ve uzun süre iktidarda kalmayı önermişti. Ancak bu öneri RTE tarafından kabul edilmedi. Çünkü yaptığı yolsuzlukların, talanların ve işlediği suçların hesabının sorulmasından korktu. Ele geçirdiği mevzileri bir daha kazanamayacak şekilde kaybetmekten korktu.

Ahmet Davutoğlu ise 23 Ağustos 2019’a kadar RTE’yi ve AKP’yi hiç eleştirmedi. RTE’nin Davutoğlu ve bereberindekileri hedefe koyan sert çıkışıyla Ahmet Davutoğlu 23 Ağustos 2019’da bir toplantıdaki konuşmasında, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz. Bizi bugün eleştirenler insan yüzüne çıkamazlar, açık söylüyorum” dedi. Bu durum RTE-AKP’ye karşı gibi görünüp HDP ve CHP tabanından olmak üzere geniş bir kesimden oy alma oyunundan başka bir şey değildi. Bunun açıklamadan öteye gidemeyeceği beliydi. Öyle de oldu. AKP yandaşı medya, 17-25 Aralık 2013 Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması ile ilgili 4 AKP’li Bakana Yüce Divan’a gidip aklanmalarını önermesi üzerinden ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Erdoğan’a rağmen milletvekili adayı için önerilmesi özerinden saldırmaktadır. Oysa Yüce Divan önerisi, halkın tepkisi ve muhalefetin baskısıyla mecbur kaldığı bir durumdu. Amacı Yüce Divan’da muhalefete bilgi vermeyip etkisizleştirerek ve halkın öfkesini yatıştırıp bu hırsızları ve Hırsızlarbaşı Erdoğan’ı aklamaktı. Öyle de yaptı ve Erdoğan’ın desteğiyle bunu başardı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Davutoğlu tarafından milletvekili adayı olarak gösterilmeden önce medyada yine tüm adayların Erdoğan tarafından belirleneceği tartışılmaktaydı. Davutoğlu kamuoyuna yansıtılmadan Erdoğan’a adaylar önerse de doğrudan kendisinin karar verip kamuoyuna açıkladığı ne bir adayı ne de bir kararı olmuş. Hakan Fidan tartışmalı ve kolay kabul edilmeyecek bir önermeydi. Bu nedenle Hakan Fidan önerilerek herşeye Erdoğan’ın karar vermediği algısı yaratılmak istendi. Erdoğan ise pasif itirazlı fikrini açıklayınca Hakan Fidan milletvekili adayı gösterilmedi. Erdoğan’ın alışılmadık bu sakin ve pasif itirazı, senaryonun kendisi tarafından yazıldığını ve Davutoğlu’nu oynattığını gösteriyor.

Karar Gazetesi yazarı Hakan Albayrak, 2017’den beri aynı gelenekten Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ı övüp RTE-AKP’ye alternatif olduklarını ve yeni bir parti kuracaklarını yazanlardan biridir. Daha önce Milli Gazete, Yeni Şafak, Zaman Gazetesi ve İhlas Haber Ajansı’nda çalışan Hakan Albayrak, şimdi Karar Gazetesi’nde yazıyor.

Hakan Albayrak 26 Eylül 2019’da Karar Gazetesi’nde, “Davutoğlu ve Babacan Niye Ayrı?“ başlıklı yazısının sonunda bunları yazmış:

“Siyasette alternatifsizlik çürüme getirir.

Muhafazakâr taban, bidayetteki ilkelerinden uzaklaşan AK Parti’ye mahkum edilemez.

Türkiye de AK Parti-CHP diyalektiığine mahkûm edilemez.

Bir taraftan Davutoğlu ve arkadaşlarının yeni partisi, öbür taraftan Babacan ve arkadaşlarının yeni partisi, siyasete yeni bir soluk getirerek bu kısır döngüyü kırmaya aday.

Beraber olsalardı belki solukları daha kuvvetli olur, ama belki de ayrı olunca daha geniş bir potansiyele hitap edecekler; dediğimiz gibi, hayırlısı…

Her halükârda hoş gelip sefa getiriyorlar.

AK Parti’de ısrar edenlerimiz de konuya böyle yaklaşmalı, ‘Umulur ki bu yeni partilerin tazyikiyle AK Parti kendine çekidüzen verir. Olmadı mı?Bari iktidar değişikliği kaçınılmaz hale geldiğinde bizim içimizden çıkmış alternatif adayları bulunsun’ demeli“

Görüldüğü Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan öncülüğünde kurulmak istenen parti RTE-AKP’nin alternatifi değil doğrudan bir RTE-AKP projesidir. Türkiye devletinin ve ABD’nin bir projesidir.

Ural Eroğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »