HRANT DİNK’İ ANARKEN…Hasan Köse (2)

„ EN  KÖYLÜ ÖRGÜTÜN „ MİLİTANI OLMAK

Hrant, bazılarının belirtiği gibi, Türkiye’ nin en köylü örgutü içinde uzun süre çalıştı. Garbis Altınoğlu, Armenak Bakırcıyan, Nubar Yalımyan, Manuel Demir, Hrant Dink, Hayrabet Honca , Nubar Ozanyan, Serdar Can, Mihri, Artin ve onlarca militan ve kadronun TKP- ML saflarında yer almaları, sebepsiz değildir.Kimilerinin küçümseyerek „köylü örgütü“ diye adlandırdıkları bu örgüt, Türkiye- Kuzey Kürdistan topraklarında, devletin resmi ideolojisini ilk defa en köklü ve en doğru temellerde sorgulayan, devlete açıktan meydan okuyan bir yapıdır. Kaypakkaya“nın Kemalizim ve Kürt sorunundaki görüşleri kendi döneminin en ileri ve en olumlu sentezidir.Bunun içindir ki, özellikle Ermeni kökenli onlarca militanın Kaypakkaya geleneğinde kendini bulmuş olmaları raslantı değildir. Türkiye topraklarında darbeci, devletci, milliyetci, reformist ve Kemalist olmayan damarın başlıbaşına savunucusu Kaypakkaya çizgisidir.Bu bariz ve bir okadar da basit olan gerçeği görmek istemeyenler etraflarına şöyle bir bakmalıdırlar. Gerek 1970 öncesi gerekse, 1970 sonrası sosyalizm, Komünizm adına hareket eden , pek çok parti ve örgütlerin bünyelerinde devletci, darbeci, Kemalist ve milliyetci etkilerin ne denli güçlü olduğunu görürler. Bu olumsuzlukları taşımamak, elbette Komünist bir örgüt olmanın tek başına kriteri olamaz. Ancak, bu olumsuzluklarla muzdarip olan parti ve örgütlerin de Komünist bir niteliğe sahip olamadıkları, olamayacakları tartışılmayacak kadar açık bir gerçektir.

Kaypakkaya“nın başındaki kaskete bakarak, onun „köylü devrimcisi“ olduğu yargısına varanlara, ve 1980 sonlarına doğru, „ Ermeni Sorunu“nun varlığını keşfederek bu alandaki çalışmalarında herşeyi kendileriyle başlatan ve Kaypakkaya“yı görmezden gelen tarih yazıcılarına, Kaypakkaya“nın daha 1972“de Ermeni sorunu hakkında söylediklerini kısaca da olsa bu vesileyle hatırlatmak isterim.

Türkiye’ de milli hareketler henüz yeni ve sadece Kürt hareketinden ibaret de değildir. Daha Osmanlı toplumu çökmeden önce başlamış ve bugüne kadar devam edegelmiştir. Bulgarlar, Yunanlılar, Macarlar, Arnavutlar, Kürtler, Ermeniler, Araplar, Yugoslavlar, Romenler… Osmanlı devietinde hakim ulus olan Türk ulusuna karşı defalarca ayaklanmişlar, tarih, Kürt hareketinin dışındaki milli hareketleri belli bir çözüme bağlamıştır. Bugün Türkiye smırları içinde hala bir çözüme bağlanmamış olan milli hareket, Kürt hareketidir. Türkiye’de milli hareketin tabii eğilimi de, daima mili bütünlüğü olan devletlerin kurulması yönünde olmuştur. 19. yılzyllın sonunda ve 20. yüzyılın başında Doğu Avrupa “nın ve Asya’nın hayatına sessizce giren kapitalizm, bu bölgelerde milli hareketleri depreştirmiştir. Türkiye sınırları içindeki diğer milliyetler meta üretiminin ve kapitalizmin gelişmesi ölçüsünde Türkiye’den koparak ayrı milli devletler içinde (veya çok milletli devletler içinde) örgütlenmişlerdir. 1915’de ve 1919-20’de kitle halinde katledilen ve topraklarından sürülen Ermenilerin hareketi müstesna.”

Konumuz bağlamında görmekteyiz ki, Kaypakkaya çok açık bir şekilde doğrudan 1915 kıyımına ve kurtuluş savaşı yıllarına gönderme yapmakta ve Ermenilerin katledilerek topraklarından sürüldüklerini vurgulamaktadır.

 „Hakim ulusun burjuvazisinin ve toprak ağalarının “pazar” için, hakim bürokrasinin “kast amaçlari” için uyguladığı milli baskılar, demokratik hakların gaspına ve kitle katliamlarına (yani jenoside = soykırıma) kadar uzanır. Türkiye de jenosidin de birçok örnekleri vardır.”

„ Tükiye de jenosidin de birçok örnekleri vardır” saptaması diğer söyledikleri ile bütünlük içinde ele alındığında „Ermeni’ lere soykırım yapıldı” sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki cümle olarak böyle bir tanım kulanıp kullanmadığı hiçte önemli değildir. Önemli olan anlayıştır.

„İttihat ve Terakki döneminde olduğu gibi, Cumhuriyet döneminde de,Kurtuluş Savaşı’na katılan orta burjuvazinin bir kesimi, ele geçirdiği devlet gücünü, zenginleşmek için bir kaldıraç gibi kullanarak, devlet tekellerini yaratıp bunları kendi hizmetine koşarak, emperyalizmle işbirliğine girişerek, onların yatırımlarına ortak olarak hükümet makamlarını, yüksek memuriyetleri de hizmetine sokarak, devlet bankalarından aldıkları kredilerle, rüşvetlerle, vurgunlarla şişerek, Türkiye’yi terkeden ve katledilen Ermeni ve Rum kapitalistlerinin mallarına, mülklerine el koyarak iyice zenginleştiler, milli karakterdeki orta burjuvazinin diğer kesimlerinden koptular. Bu farklılaşma ve kopma giderek daha belirgin hale geldi. İttihat ve Terakkici komprador Türk büyük burjuvazisinin bir kesimi ile, bu yeni komprador Türk büyük burjuvazisi; Kemalist iktidar içindeki hakim unsurlar işte bunlardır! Türk burjuvazisinin bu yüksek tabakasının çıkarları,Avrupa kapitalistleri ile ayırdedilemeyecek derecede karışmış ve bunlar Avrupalı emperyalistlerle kesin bir tarzda işbirliğine girişmişlerdir.“

„Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaptığımız soruşturmalardan öğreniyoruz ki, ağaların ve büyük toprak sahiplerinin bir kısmı da, aynı şekilde yani boşalan Ermeni ve Rum topraklarına el koyarak ortaya çıkmışlardır. Demek oluyor ki, eski komprador burjuvazinin bir kısmının(ki bunlar çoğunlukla azınlık burjuvazisi idi) ve toprak ağalarının bir kısmının hakimiyeti yerine, komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının başka bir kesiminin hakimiyeti geçmiştir.“

HRANT VE İKİ CEPHELİ MÜCADELE

Hrant, ezilen mazlum bir milletin evladı olarak, siyasi mücadelesinde dar milliyetciliğe düşmedi. Bütün yazılarını bu kısa makale içinde değerlendirecek değiliz. Genel tutumu, genel yaklaşımı konumuz olacaktır.

O, „Ne Musa’ya Nede İsa ya Yaranabildi” Onun Türkiyeli olma kimliği Türk devleti ve Türk Milliyetcilerinin sürekli saldırılarına hedef oldu. Ayrıca Ermeni Diasporası ve benzer çevreler de onu yeterince „Ermeni bulmadılar”. Dünyalı olma, sorunlara dar milliyetci çerçeveden bakmama, halklar arası eşitliği, kardeşliği savunma, tüm bunlar onun temel özellikleri idi.

Hrant, 2002 yılında Urfa’ da, bir Panelde „Türk değil, Ermeniyim, Türkiyeli’ yim” dediği için yargılandı. Reuters’a “Evet 1915’te olan bir soykırımdı çünkü dört bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halk ve onun uygarlığı artık yok” biçiminde bir demeç verdi. Dört bin yıllık geçmişi olan bir milletin vatanında katledilerek sürüldüğünü bu sözlerle haykırdığı için, hain ilan edildi.

Hrant”a yönelik saldırıların yoğunlaşması esas olarak, AGOS gazetesinde Sebahat Gökçe nin Ermeni Çocuk yurdundan alınarak büyütüldüğü, Atatürk’ün manevi evladının Ermeni kökenli olduğunun yazılmasıyla başladı. İstanbul valiliğine çağrılarak, siyasi polis gözetiminde usulüne uygun „Kulağı Çekildi”. Türk milletine malolmuş, Türklerin „anası” olarak bilinen biri hakkında böyle „yersiz” fikirler ortaya atılamazdı. Hrant, ısrarla tavrına sahip çıktı. Onun amacı „yarayı kaşımak” değil, üzeri örtülen gerçeklikleri otraya çıkarma ve yok sayılan bir halkın mücadelesine katkıda bulunmaktı. Hrant, mücadelesini sürdürdükce, ulusal ve uluslararası alanda dikkatleri daha fazla üzerine çekti. Dostları kadar düşmanları da çoğaldı. Tehdit telefonları, tehdit mektupları ve peş peşe açılan mahkemeler birbirini izledi. Mahkeme kapılarında taşlı, sopalı, ırkçılann saldırılarına hedef oldu. Başta devlet olmak üzere pek çok karanlık, faşist odaklar onu susturmak için her geçen gün karalama, aşağılama ve sindirme yollu saldırılarını artırdılar.

Son makalelerinden birinde „Türklüğe hakaret ettiği” gerekçesiyle yeni bir dava açıldı. İlgili makale incelendiğinde, „Türklüğe hakaret” yerine, ulusların ve halkların birbirine karşı kin, nefret ve düşmanlık temelinde kendi kimliklerini sağlıklı bir şekilde oluşturamayacakları fikrinin işlendiği görülecektir. Ne varki, gözü dönmüş ırkcı ve faşistlerin bu gerçeği görmeye niyetleri yoktu. Halklar arası kin, nefret ve düşmanlık üzerine kurulu düzenlerini sürdürme pahasına gerçekleri karartma, çarpıtma ve kökleşmiş önyargıları daha da kamçılayarak yollarına devam etmeye kararlı olduklarını defalarca ortaya koydular. Hrant Dink, soruşturmaya konu olan yazısında, „Ben Türklüğe Hakeret etmedim, edemem de. Hakeret ettiğim bir halkla birlikte yaşayamam”. Diyor. 0, yurtdışında istediği ülkeda istediği gibi yaşayabilirdi. Kendi toplumu ve daha başka güçlerin sınırsız imkanlarını ve desteklerini kullanabilirdi. Amacı Türkiye  karşıtlığı, yada, Türk düşmanlığı olsaydı buna sınırsız imkanlar sunacak yeterince olanaklar vardı, ve kendisi bunu yapabilirdi. Ama o bir dünyalı bir Türkiye“li olarak bu tür imkanları, elinin tersi ile itti. Saldırı ve ölüm tehditlerine rağmen„Ülkesini terk etmedi.” Bu ükede „Güvercinlere kıyılamayacağını düşündü.” Ne varki tepesinde dolaşan kara bulutların, tezgahlanan kışkırtmaların, azgın ırkçı faşist katilleri cinayet işlemeye kadar götüreceğini fark edemedi.Tüm bu gelişmeler karşısında devlet seyirci kaldı ve ya, el altında bu odaklara destek sundu. Hrant’ ın alçak bir cinayete kurban verilmesi sonrası, basına yansıyan bilgilere baktığımızda, devletin bu alçak saldırıya ortak olduğunu, destek verdiğini görürüz. Katillerin kim veya kimler olduğu, cinayet planları aylar öncesi devletin çeşitli kurumlarınca bilindiği halde, bu alçak saldırı önlenmemiştir. Cinayeti planlayan ve yönetenler bugün hala dışardadır. Tetikci olarak içerde bulunanlar sadece birer kukladırlar.

Hrant, Ermeni diasporası ve benzer çevrelerin de eleştiri oklarına hedefti. Bu yazı çerçevesinde bu sorunu ayrıntılı olarak işleyecek değiliz. Bu bağlamda sadece iki önemli sorunda Hrant’ la diğerleri arasnıdaki farklılığa değinmek istiyoruz.

Hırant, 1915 Ermeni soykırımını ele alırken sürekli olarak, bu olayda batılı büyük emperyalist devletlerin o dönemdeki tutumlarını da eleştirmiştir. Ermeni’ leri kışkırtan, silahlandıran ve sonra da kendi kaderleri ile başbaşa bırakan devletlerin bu kıyımda sorumlu olduklarını savunmuştur. Bu olgudan yola çıkarak günümüzde „dış güçlerin” bu iki halk ve ülke arasnıdaki sorunların çözümünde müdahaleci ve taraf olamayacaklarını vurgulamıştır. „Kürt sorunu, Alevi, sorunu” çözülmeden Ermeni sorununun da çözülemeyeceğini savunarak dünyalı, bir aydın, yazar ve dava adamı olduğunu defalarca ortaya koymuştur.

Hrant, Türkiye de yaşayan Ermeni toplumunun, Ermeni kilisesine mahkum edilmemesi gerektiğini yazılarında defalarca dile getirmiştir. Özellikle Ermeni okullarının Kiliseden ayrıştırılması gerektiğine vurgu yapar. Laik bir eğitim sisteminin Ermeni toplumu için de vazgeçilmezliğini savunur. Bu ve benzer fikirlerinden dolayıdır ki, Hrant „kendi toplumu” içinde de, yergi ve eleştirilere hedeftir.

Hrant Dink, Mücadelemizde yaşıyor,yaşıyacaktır.

Ölümünün 12. Yılında sevgi ve saygıyla anıyoruz.

O, Enternasyonalist kişiliği ve Mücadelesi ile yolumuza ışıktır.

Hasan Köse  Ocak 2019 

Not. Bu yazı, 2009“da Hrant“ın 2. Ölüm yıldönümünde yazılmış ve broşür olarak da dağıtılmış kapsamlı bir çalışmanın kısaltımış ve bazı noktalarda güncellenmiş halidir.