HRANT DİNK’İ ANARKEN…Hasan Köse (1)

“Türkiye topraklarında darbeci, devletci, milliyetci, reformist ve Kemalist olmayan damarın başlıbaşına savunucusu Kaypakkaya çizgisidir.Bu bariz ve bir okadar da basit olan gerçeği görmek istemeyenler etraflarına şöyle bir bakmalıdırlar. Gerek 1970 öncesi gerekse, 1970 sonrası sosyalizm, Komünizm adına hareket eden pek çok parti ve örgütlerin bünyelerinde devletci, darbeci, Kemalist ve milliyetci etkilerin ne denli güçlü olduğunu görürler. Bu olumsuzlukları taşımamak, elbette Komünist bir örgüt olmanın tek başına kriteri olamaz. Ancak, bu olumsuzluklarla muzdarip olan parti ve örgütlerin de Komünist bir niteliğe sahip olamadıkları, olamayacakları tartışılmayacak kadar açık bir gerçektir.”

HRANT DİNK“İ ANARKEN…

19 Ocak 2007 tarihinde, çalıştığı AGOS gazetesi önünde kahpece öldürülen Hrant’ı saygıyla anıyoruz. Derin devletin faşist çeteler eliyle işlediği bu alçak cinayet, Hrant şahsında halkların kardeşliğine sıkılan kurşundur. Ermeni devrimcisi Hrant Dink, özellikle 1996′ dan ölumüne kadar yürüttüğü çalışmalarla Türkiye genelinde ve uluslararası alanda tanınan bilinen, barış ve demokrasi için yılmadan mücadele sürdüren bir dava adamıydı.

Onun öldürülmesi, Ermeni, Türk , Kürt ve diğier milliyetlerden halklar arasında düşmanlığı, kin ve nefreti daha da körükleme, halkların kardeşliği yönünde atılması olası olumlu adımları bertaraf etme amaçlıdır.Faşist güçlerin bir gözdağı olarak kullandığı bu alçak saldırı, kimi odakların beklentisinin tersine toplumun hemen tüm katmanlarında buyük bir tepki yaratı. Ölümünün hemen ardında düzenlenen yürüyüşte, Türkce, Kürtce ve Ermenice dillerinde yazılmış„Hepimiz Ermeniyiz. Hepimiz Hrant“ız „ dövizlerinin taşındığı ve 100 000 bine yakın bir katılımın gerçekleştiği görülmüştür. Böylesine büyük bir sahiplenme, karanlık güçlerin ve derin devletin beklemediği bir gelişmeydi. Türkiye toplumunun bu enternasyonalist evladına sahip çıkması acılarımızı bir nebze de olsa dindirmiş, mücadele azmimizi ve umutlarımızı büyütmüştü. Ne var ki, Hrant’ ımız artık yoktu. En gerici ve şartlanmış insanların bile, „ söylediklerine“ kulak kabarttığı, 0 güzel insan sonsuzluğa uğurlanmıştı… Türkiye nin, Barış Güvercini, Türk ve Ermeni toplumunun kanayan yarasına merhem olmaya çalışan, her türlü milliyetciliğe karşı duran yiğit kavga adamı artık aramızda yoktu…

On iki Yıldır süren soruşturma ve mahkemeler tam bir oyalama gösterilerine dönüşmüş durumda. Bir kaç, tetikçi dışında, asıl sorumlular hala cezalandırılmış değiller. Tersine, Hrant“ın ailesi ve yakınlarıyla, davasını savunan Avukatlar ve arkadaşları hala, en alçak karalama ve saldırılara hedef olma durumundalar. AKP ve başındaki „Reis“in henüz „demokrat“ geçindiği, 2007“den buyana „köprünün altında çok sular akmıştı“ bugün gelinen yerde, başta „Reis“ olmak üzere, AKP ikdidarı tam anlamıyla siyasal islamcı ve faşizan bir odak haline gelmiştir.Ermeni“lere ,Kürt“lere ve Alevi“lere uzatılan „barış dalı“ çoktan kırıldı. Yerini, kin, nefret ve zor yoluyla yok etme politikası aldı.

Adına, „Başkanlık“ sistemi denilen,“tek adam ikdidarı“ siyasal islamcı faşizan bir ikdidarın yollarını her alanda büyük ölçüde döşemiş durumdadır. Irkçılık, şovenizm, fetihçilik ve her türlü muhalif harekete karşı düşmanlık, bugünkü „yeni dönemin“ temel taşlarıdır.Kısacası, Hrant”ın katledildiği 2007”ile günümüzün siyasi iklimi tamamen farklıdır. 2007“de kahpece öldürülmesinin hemen ardındaki toplumsal hareketlenme, mücadele kararlılığı ve 2013“deki Gezi direnişiyle doruğuna çıkan, başkaldırı ve değişim isteği, ne yazık ki, günümüzde ufukta görünmemektedir. İçinde geçtiğimiz süreç, şiddet sarmalıyla kuşatılmış durumda. Her şeye rağmen bu karanlık dönemi aşmak için Hrant gibi,akıntıya karşı yüzmek, iğneyle kuyu kazar gibi, devrimci muhalefeti örgütlemek başta işçi ve emekçilerin talep ve çıkarlarını kararlılıkla savunmak, ve ezilen Kürt,Ermeni, Alevi vb. toplumların olmazsa olmaz istemlerini gerçekleştirmek için mücadeleyi yükseltmek, boynumuzun borcudur. Ancak böylesine kapsamlı ve sonuç alıcı bir kavgayla, Hrant“ın anısını yaşatabiliriz…

HRAND DİNK VE MÜCADELECİ YAŞAMI.

Hrand Dink “15 Eylül 1954″te Malatya “nın, Alevi mahallesi çavuşoğlu”nda doğar. Terzi Haşim adıyla tanınan babası Serkis Dink, Sivas Gürünlü” dür. Hrant”dan sonra ikişer yıl arayla iki erkek kardeş daha doğacaktır ama hayat hikayesinin ana fikri aslında Sivas Kangal kökenli annesinin adında gizlidir: Gülvart. Gül “ün Ermenice karşılığıdır. Daha o doğmadan çok önce annesine verilen isim, birlikte yaşamanın ne anlama geldiğini anlatır aslında…

Hrant’ ın “Anne ve babas’ 1961 yılında Istanbul’ a taşınırlar. Taşınma sonrası ise boşanırlar. Hrant ve iki kardeşi ailenin bölünmesinin ardından Gedikpaşa’daki Ermeni Yetimhanesi’ ne yerleştirildi…

” On yılı yetimhanelerde geçer. Yüz kadar çocukla birlikte, daha küçücük yaşta kendi işlerini kendilerinin gördükleri, sürekli bedenen çalıştıkları bu yılların, karakterini şekillendirdiğini düşünür, sevgiyle anar. Ama her şey o kadar pembe değildir elbette: Sonuçta yetimhanedir yaşadığı yer. Ve tüm yetimhane hikayelerinde olduğu gibi, onunkinde de gündüz ayakta kalmak için miicadele olduğ’u kadar, gece gözyaşlarıyla yastığı islatmak da vardır… Gözyaşlarında babaya kızgınlık, anneye kutsama vardır… Haylazlık yaptıklarında ya da Ermenice konuşmadıklarında sürekli dayak vardır…

Bir gün Rake!’ i getirirler yetimhaneye. 1915 karmaşasından kaçıp, uzun yıllar Cudi dağında çadırlarda yaşamış ve “aşağı”yeni inmiş bir aileden, Kürtleşmiş bir Ermeni kızıdır. Ne Türkçe, ne Ermenice bilir. Ona ‘abi’ olur, Türkce, Ermenice öğretir, hiç yanından ayrılmaz. Istanbul ‘daki Ermeni çocuk yuvalarında, harclık parasına çalıştığı lise yıllarında bir ara izini kaybeder, tekrar karşılaştıklarında Rakel büyümüş, 14”üne gelmiştir. ! 20 ”sindeki Hrant bir daha yanından ayrılmaz. Bir yıl kadar sonra evlenirler.”

“Yetimhane” yılları Hrant için kendi ulusal kimliğini daha yakından tanıdığı ve benimsediği dönemdir. Anadoluda binlerce Ermeni”nin kendi kimliğini kaybettiği, içinde yaşadıkları topluma entegre olarak başkalaştığı bilindiğinde “kendi kimliğine dönüş süreci”daha bir derin anlam kazanmaktadır. Çocukluk aşkı ve evlendiği eşi Rakel’ in de ​bu başkalaşım sürecini en acı bir biçimde yaşadığını görüyoruz. Yetimhane’ye geldiğinde Kürt kimliğini edinmiş bir çocuktur. Ve bu örnek tekil değildir, Anadolu”da bunun gibi binlerce yaşanmışlık bir sır değildir…

1970 başlarında Türkiye genelinde sol ve sosyalist hareketlerin ivme kazanmasıyla birlikte,Hrant Dink siyasi tercihini açık bir şekilde yapar. Onun için Ermeni olmanın ötesinde uğruna kavga verilecek yüce amaçlar vardır. Kimi kaynakların belirttiği gibi, Türkiye’ nin “en köylü örgütüne” sempati duyar . “O sıralar çoktan sol siyasete bulaşan, hatta ‘en köylü’ orgüte sempati duyan, ancak silah külah ve şiddetle arası hiç iyi olmayan Hrant, bu aşk sayesinde çatışma merakItsı soldan uzaklaşır. Ama 12 Eylül sonrası gözaltına alınıp işkence görmekten kurtulamaz. Örgütle birlikte eylem yaptığından değil, sadece ortanca kardeşi Hosrop ‘un afacan’ lığından.”

“Dink bu sırada Türkiye’ de gelişmekte olan sol siyasetten etkilendi.Türkiye Komünist Partisi /Marksist-Leninist çizgisinde siyaset yapmaya başladı. Yakalandığı durumda örgüt ile Ermeni cemaati ilişkilendirilmesin diye ismini mahkeme kararı ile Fırat olarak değiştirdi.” 70,li yılarda devrimciler birlikte çalıştıkları yoldaşlarının etnik ve ya dini inanç kökleriyle hiç ilgilenmemişlerdir. Önemli olan, sosyalist olmak, devrimci olmak, daha da önemlisi kendi örgütünün militanı olmaktı. Aynı evi aynı mücadele saflarını paylaşan devrimciler birbirlerinin kim olduğunu, nereli olduğunu genelde bilmez ve bilmekte istemezdiler.Bu nedenledir ki, Hrant’ da dahil olmak üzere onlarca Ermeni kökenli militan yoldaşın kimliği sorgulanmazdı. -devam edecek-