GERÇEK UMUT SOSYALİSTLERDİR SOSYALİST YEREL YÖNETİM MODELLERİNİ ÇOĞALTALIM ve YAYALIM!

Önümüzdeki 31 Mart yerel yönetim seçimlerinde on binlerce aday, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği, mahalle muhtarlığı ve ihtiyar heyetliği için adaletsiz bir seçim sistemi içinde yarışıyor.
Bu yarışta sosyalistler de var. Sayıları azdır, fakat yarattıkları etki, takdir ve sempati büyüktür. Ovacık gibi imkanları son derece sınırlı küçük bir ilçede yaptıklarının halklara nasıl iyi bir moral ve iyimserlik yaydığını gördük. Bu örnekleri çoğaltmak, yaşanan kriz ortamında artan bir önem kazanıyor. Böyle örneklerin yüzlere vardığını düşününce, ülkedeki karamsarlık bulutlarının nasıl tuzla-buz olacağını tahmin edebilirsiniz!
Evet, aslında bazı çevrelerin hasetle küçümsemek amacıyla söyledikleri gibi bu “çok basit, küçük bir şey”dir, isterse herkes yapabilir. Fakat işte zor olan bu “isteme” işidir! Kapitalist dünyanın bencil, çıkarcı, tepeden bakan, kendisini dayatan, herkese hükmetmek ve yönetmek isteyen siyasal ve ideolojik şekillenmesinde bu iş görüldüğü kadar kolay değil! Bu iş komünistlerin işidir ve işte onlar yapınca böyle “ kolay” gözüküyor!
Dürüstlük, şeffaflık ve başarı, halkın işlerini halkla birlikte yaptığınız zaman bu erdemler kaçınılmaz sonuçlar olarak ortaya çıkıyor!

Yakın bir gelecekte sosyalizmin küresel çapta yeniden yükselişe geçtiğini göreceğiz. Çünkü bu eşsiz güzellikteki mavi kürede bütün canlı zinciri ile barış içinde kardeşçe yaşamanın başka yolu yok!
Kapitalizm her bakımdan iflasın eşiğindedir. Bütün canlıların yaşama temeli olan dünyayı mahvetmekle, ortaçağın en barbar kara gericiliğine ihtiyaç duymakla ve onları kullanmakla bunu kanıtladılar. Onlardan artık ne insanlık, ne de demokrasi beklenebilir. Yok olma korkusuyla büzüşüyorlar, son kez otokrat demagog liderler üzerinden güç temerküzü yaparak ömürlerini uzatma telaşındalar!
Hepisi o kadar!
O yüzden gelecek sosyalizmdir, umut sosyalistlerdedir…

Bu seçimde “Komünist Başkan” Mehmet Fatih Maçoğlu, Dersim merkez belediyesine Sosyalist Meclisler Federasyonu tarafından TKP’den aday gösterildi. Adaylığı açıklanır açıklanmaz da siyaset gündemine oturdu. Kabul etmeli ki, şu ana kadar onun gibi ilgi uyandıran bir başka aday olmadı. Aynı şekilde şimdiye kadar hiçbir Dersim belediye başkanı veya adayı da Dersim’i dünyaya bu boyutta iyi mesajlarla tanıtmamıştır. Halkın teveccüh gösterip seçmesi halinde, ülke tarihinde bir “ilk” de gerçekleşmiş olacak; Dersim halkı ilk kez bir ilde komünist belediye başkanı seçme onuru kazanacaktır. Tek başına bunlar bile, Dersimliler için onur ve kıvanç konusudur!
Elbette Maçoğlu’nun güler yüzlü, hoşgörülü, çalışkan ve dürüst kişiliğinin katkısını taktir etmekle birlikte, bu başarılar kişisel değil, kollektif başarılardır; sosyalist dünya görüşü ve politik bilinciyle kenetlenen bir ekibin başarılarıdır. Nitekim 5 ilçe ve bir beldede daha Maçoğlu’nun sosyalist ekibinden adaylar var: Hozat’ta Yılmaz Cesur, Akpazar’da Ali Avcıoğlu, Mazgirt’te Derya Öz, Pülümür’de Birgül Çiçek Ateş, Nazimiye’de Sebahat Babayiğit sosyalist ekibin başkan adaylarıdır. Ovacık’ta ise, 22 Ağustos 2017’den beri tutuklu bulunan Maçoğlu’nun yakın çalışma arkadaşı ve danışmanı olan Hayati Güngören adaydır.
Sosyalistler, Dersim’de ilk kez belediye başkanlığına aday olmuyorlar. Ne yazık ki her seferinde yine aynı çevreler burjuva partilerinden çok sosyalistleri hedef tahtasına koydular. Dersim halkının “bizim çocuklar” diye bağrına bastığı sosyalistleri itibarsızlaştırmaya çalışanlar, aslında kendilerini de “yabancı”laştırıyor ve itibarsızlaştırıyorlar.
Bu anlamda da, Dersim halkının değerlerine kara çalan ve yıpratmaya çalışanlar, ‘Dersimseverlik’ten ve Dersim halkına saygıdan söz edemez; bunu dost düşman herkesin bilmesi gerekir. Sözümüz, sosyal medya üzerinden gevezelik yapan, ortalığı bulandıran trollere değil, ilgili çevrenin yayın organları ve köşe yazarlarınadır. Kuşkusuz bunlar, özellikle “dolmakalem”ler bir yerlerden icazet almadan böyle akıl almaz saldırılara cüret edemezler!

Elbette nitelikli politikacılar diğer adayların kişiliği ile sosyal ortamlardaki nezaket üslubuyla uğraşmaz, kişisel karalama ve yıpratma gibi bilinen kirli burjuva üslubuna tenezzül etmezler; yarıştıkları diğer adaylardan farklı olarak nasıl programlar uygulayacaklarını ve neler yapacaklarını anlatırlar. Çünkü göreve seçildiklerinde halk onlardan artık diğer adayları nasıl karalama becerisi göstereceğini değil, iş isteyecektir.
Halkın iradesini baskılayanlar, yalan, demagoji ve karalama ile manüpüle edenler, halkın farklı seçenekleri özgürce değerlendirmesini engelleyenler, halkı seviyor olamazlar. Bunu anlamak için mevcut iktidar şeflerinin yaptıklarına bakmak yeterlidir. Yurttaşların kimliği, yaşam tarzı ve inançları üzerinden “ bayy” ve “eyy”le başlayan iğrenç demagoji ve Göbelsvari yalan propagandalarla halkı nasıl aldattıklarını, iktidarı gasp edince de nasıl zorba kesildiklerini ve nasıl azgınca soyduklarını yaşıyor, görüyoruz.
Demokratik, devrimci ve halkçı siyaset bunun tam tersi olmalı ve asla onlara benzememelidir.
Söylemeye gerek yok ki, farklı aday ve seçeneklerin baskılanması, sadece o aday ve siyasi çevrelerin baskılanması anlamına gelmez; aslında halkın tercih imkanlarının baskılanması ve halkın özgür iradesine karşı bir tecavüz demektir!
Kısacası, sosyalist adaylara karşı esefle tanık olduğumuz karalama kampanyası, dostluk, dürüstlük, demokrasi ve halkçılık açısından son derece kusurlu ve güven sarsıcıdır.
Sosyalistler gittikleri her yerde ne yapacaklarını anlatıyorlar, demokratik yarış halinde oldukları adayları asla karalamaya kalkışmıyorlar. Ağırbaşlı, bilinçli bir ciddiyetle halkın sorunlarını birlikte nasıl çözeceklerini konuşuyorlar. Yarış halinde oldukları diğer adaylarla medeni ve saygılı bir diyalog içinde olmaya çalışıyorlar ve kendilerine başarı diliyorlar. Çünkü halk kimi seçerse, şimdiye kadar olduğu gibi onlarla birlikte halka hizmet etmeye devam edeceklerdir.
Mevcut otokratik diktatörlük ülkeyi öyle büyük açmazlara sürükledi ki, bunun içinden hiçbir güç tek başına çıkamaz.

Özellikle devrimci-demokratik güçlerin birbirlerinin siyasal ve örgütsel varlığına saygılı olarak daha çok omuz omuza vermeleri gerekiyor. Saray kayyumlardan gaspettikleri tüm belediyeleri söke söke almalıyız ve bir daha bu gasplara asla izin vermemeliyiz!
Sosyalistler, “üç dönemdir kenti siz yönetiyorsunuz, o işi bu kez bize bırakın!” diyebilirlerdi, ama demediler. Çünkü demokratik bir hakkın kullanılmasına laf edilemez; kendi dostlarının siyasi haklarına saygılı olmayanların dostluğu da demokratlığı da kuşkuludur.
Saray Kayyumlarının gaspettiği tek belediye Dersim belediyesi değil, 93 yerde daha HDP-BDP’den seçilen belediyeler işgal altındadır. Hatta ülke genelinde bu toplam irade gaspı yüzde 34’ün üzerindedir. Bu partiler sosyalist dostlarıyla uğraşıp zaman harcayacaklarına, oralarla uğraşsınlar.
Bakınız, otokrasi için “seçim”, pahalı bir anketten başka bir şey değildir. Fakat mevcut dünya konjönktüründe seçimin sağladığı “meşrutiyet” şemsiyesine muhtaçlar, o olmadan egemenliklerini sürdürmeyorlar.
O yüzen “seçim olsun, ama mümkün oldukça seçim olmaktan da çıkmış olsun!” istiyorlar.
O yüzden seçmen iradesinin baskılanması, manipüle edilmesi ve engellenmesi için ne gerekiyorsa hepisini yapıyorlar.
Ölüleri seçmen yapmak; savaş mağduru sığınmacıları istismar etmek; sahte seçmen üretmek; nüfus müdürlüklerini kullanarak kritik yerlere seçmen aktarmak (oy mühendisliği); güvenlik güçlerini (güvenlik görevi dışında) seçimi kazanmak amacıyla da araçsallaştırmak; muhalif seçmenleri kütüklerden silmek ve oy kullanmalarını zorlaştırmak; etkili muhalefet çevrelerine sürekli operasyonlar çekmek, taciz etmek, engellemek ve tutuklamak; sandık çevrelerini değiştirmek; cezaevlerindeki seçmenlere oy kullandırmamak; başta kayyumla yönetilen yerlerde olmak üzere, seçilecek yeni yöneticileri zor durumda bırakmak amacıyla belediyelerin taşınmaz varlıklarını satmak ve bu belediyeleri ağır borç altında bırakmak…
Bütün bunlara karşın muhalif adayların kazanması halinde bunu kabul etmeyeceklerini ve yine “kayyum atayacaklarını” bizzat Erdoğan peşinen söylüyor. Üstelik 9 Ağustos 2018’de Resmi Gazete’de yayınlanan 17 Sayılı Karar’la “nakit yönetim sistemi”ne dahil edilerek Türkiye Varlık Fonu Yönetimi A.Ş. kapsamına alınan belediyeleri ve il özel idarelerini maddi yönden Saray Yönetimine bağımlı kıldılar. Yani muhalif belediyelerin taleplerini baskı için “değerlendirirken”, onların haklarını kendi belediyelerine aktaracaklarını açıkça ilan ettiler.
Bütün bunlar seçime giderken yapıldı.
Tek adam diktatörlüğünün inşaası için yapılan referandum, “başkanlık” ve parlamento seçimlerinde ayyuka çıkan seçim hileleri, kanunsuzluklar, şiddet ve savaş şantajları arttırılarak “kanuni” hale getirildi. Bu şaibeli süreçlerde görev başında olan YSK Başkanı Sadi Güven ve ekibi, süreleri dolduğu halde görevden alınmadı ve bir kez daha kullanmak üzere görev süreleri uzatıldı.
Bütün bunları yetersiz bulmuş olacaklar ki, mafya çeteleri üzerinden yandaşları silahlanmaya bile çağırıyorlar.Yani halkın iradesine açıkça meydan okuyorlar.
Bütün bunlara karşı mücadele varken, “sosyalistlere belediye kaptırmamak” kaygısıyla hareket etmek, ittifak ilişkisinin ve dostluğun neresine sığar?

Dersim, Kürdistan’ın bir çok yerinde olduğu gibi, pek çok köyü yakılıp boşaltılmış, sürekli nüfus kaybeden ve aynı zamanda hızla yoksullaşan bir ildir. Halkın günlük yaşamına dönük canalıcı çalışmaları “nohutçu-fasuliyeci” siyaset diye alaya alanlar, aslında ne vahim sürecin farkındalar, ne de halkın halinden haberdarlar. Belli ki burjuva “büyük siyaset” kibiri, toprak yüzeyinde çırpınan milyonların açlığını, çaresizliğini, ekmek ve soğana muhtaç halini görmeyi engelliyor!
Oysa “Ovacık modeli”ni sadece Dersim’e değil, beş bine yakın köyü yakılıp yıkılmış, tarım arazileri yasaklarla çoraklaştırılmış Kürdistan coğrafyasına yaymak önümüzde duran canalıcı bir konudur. Dersim merkez belediyesi koordinasyon, dayanışma ve yaygınlaştırma konusunda çok önemlidir ve bu alanda bir örnek oluşturabilir. Pratikte bunun önemi ortaya çıktı ve sosyalistler yıllardır bu problemi aşmaya çalışıyorlar, fakat ciddi bir anlayış farkı bulunduğu için maalesef istenilen seviyede gerçekleşemiyor. Bu yüzden sosyalistler bu somut yerde, il genelinde anlayış birliğine ve merkezi bir koordinasyona ihtiyaç duyuyorlar. Zaten başlamış ve gelişmekte olan koparetifleşme, üretim ve eğitim seferberliği, turizm gelirlerini arttırma ve tesisler kurma seferberliğini kolaylaştıran Dersim belediyesine gerçekten bir Maçoğlu yakışır!

Adalet duygusunda, evrensel vicdani değerlerinde tutarlı her birey ve topluluğun kalbi, halkların yararına olan umutlar nerede yeşeriyorsa orada atar. Bu gün Dersim, yarın başka bir diyar…
Bu fırsatı esirgemek, engellemek aklın siyasal bencilliğe yenilmesi demektir!

DERSİM’E SOSYALİSTLER YAKIŞIR!
DERSİM’E KOMÜNİST BAŞKANLAR YAKIŞIR!
BİZLER ONLARIN BU ÇABASINI GURURLA İZLİYOR VE PROĞRAMLARINI BÜTÜN GÜCÜMÜZLE DESTEKLEYECEĞİMİZİ İLAN EDİYORUZ!

24.02.2019
Bir Grup Sosyalist