50. YILINDA : KANLI PAZAR VE iSLAMi GERİCİLİK

Hasan Köse|Şubat 2019| 1968-1969 Yılları ülkemizde devrimci gençliğin ABD emperyalizmine karşı, her alanda mücadeleyi yükselttiği yıllardı. Dünya genelinde ve ülke somutunda çığ gibi büyüyen anti emperyalist mücadele karşısında toplumun tüm katmanları „taraf“ olmak zorundaydılar. Ya devrimci gençlik ile birlikte olacaklar, ya da, ABD ve onun işbirlikçi ikdidarlarının yanında saf tutacaklardı. Ülkemiz de,başta Türkiye işçi Partisi olmak üzere, DiSK (Devrimci Isçi Sendikaları Konfederasyonu) vb. kurumlar anti emperyalist mücadeleye destek verirken, ikdidar partisi AP (Adalet Partisi) ve Demirel hükümeti, mücadeleyi her türlü yönteme başvurarak ezmeye çalışıyordu. CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) ise, gençliğin anti emperyalist mücadelesini kendi ikdidar mücadelesinde bir kaldıraç olarak kullanmak peşindeydi. Hakim sınıfların bu iki büyük partisi dışındaki diğer düzen partileri de devrimci gençliğin mücadelesine şiddetle karşıydılar. A. Türkeş, önderliğindeki faşist odaklar ülkenin pek çok bölgesinde „Komando eğitim kampları „ kurarak, devrimci gençliğe yönelik saldırılarına her geçen gün bir yenisini ekliyorlardı. Bunlar devrimci gençliğin en azılı ve açıktan düşmanıydılar. “islami kesim” ise henüz kendi içinde hesaplaşmış değildi. Bir bölümü „çatışma dışı” kalırken bir diğer kesim, açıkça ABD emperyaizmine karşı yükselen mücadele karşısında yer almıştı. “Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri” vb. adına örgütlenmiş güçler daha çok bu kesimden oluşuyordu. Komünizme karşı olma, tüm İslami ve Türkçü faşistlerin ortak davasıydı… „

KANLI PAZAR „ ÖNCESİ.

Devrimci gençlik „yasal izin alarak” 16 Şubat 1969“da büyük bir anti emperyalist miting düzenlemek istedi. İzin alınmış ve hazırlıklar yapılıyordu. Ancak gizli ellerin hazırladığı „Kanlı Plan” bilinmiyordu. Miting kana bulanmallydı. Düğmeye, birileri basmıştı, bazı Cami“ ler karşı devrimcilerin karargahı haline gelmişti ve geriye dönüş olmazdı. Tamamen devletin denetimi ve gözetimi altında gelişen, faşist ve gerici güçlerin bu kanlı tezgahını daha yakında irdelemek için olayların gelişim seyrini bilmekten yarar var. Muzaffer İlhan Erdost, 16 Şubat’a geliş sürecini bazı kesitleriyle şöyle özetliyor. „27 Ağustos 1964. Türkiye’de Amerika ve Yunanistan alehine gösteriler yapıldı. 9 Nisan 1966. İstanbul”da 6. filo karşıtı gösteriler, 8 Eylül 1966. Gazeteci İlhami Soysal kaçırıldı, dövülmüş olarak bir tarlaya atıldı. 7 Ekim 1968. Istanbul’da 6. filo karşıtı gösteriler yapıldı. 30 Mart 1968. MTTB (Milli Türk Talebe Birliği), Ankara’da „milli şahlanış Mitingi düzenledi. “Yasamız ordumuz, İslamiyettir yolumuz” sloganı kullanıldı, 15 Mayıs 1968. “NATO’ya Hayır Haftasında” 106 öğrenci gözaltına alındı. 15 Temmuz 1968. 6.fllo İstanbula geldi. Göstericilerle toplum polisi çatıştı. 17 Temmuz 1968. İTÜ yurdunu basan toplum polisi Vedat Demircloğlu”nu pencereden attı. 6 Ocak 1969. ABD Büyükelçisi Commer“in arabası ODTÜ’de yakıldı. 16 Şubat 1969. Kanlı Pazar, 2 ölü 200 yaralı.” M.İlhan Erdost’un özetlediği gelişmeler, „Kanlı Pazar” öncesnin çekilmiş genel bir resmidir. Hiç şüpehesiz tüm gelişmelerin özeti değildir. Faşist ve islami gerici güçlerin ellerinde bulundurdukları, dernek, parti, Cami, basın organları ve ikdidar olanaklarıyla gençlik mücadelesine karşı „Cihat” hazırlığı içinde olduklarını ve bu yönde hertürlü yalan ve kışkıtmaya başvurarak toplumu gerici amaçlarına ortak etmeye çalıştıklarını belirtelim.

Kanlı Pazar olaylarının baş kışkırtıcılarından biri, bugün hala „İslamcı yazar” olarak „Milli Gazete” de köşe yazarlığı yapan Mehmet Şevket Eygi adlı şahıstır.Bu şahsın daha o dönemde bir MİT elamanı olduğu yakın geçmişte en resmi ağızlarda itiraf edildi ve buna karşılık herhangi bir yalanlama yapılmadı. Amerikan emperyalizminin „Yeşil Kuşak” projesinin, gönüllü ve sadık savunucusu bu zat, günlerce çalıştığı „Bugün Gazetesinde” „ Endenozya da Komünist Kıyımını“ öven yazılar yazmıştı. Artık sıra, Türkiyede de benzer bir „kıyım“ yapmaya gelmişti büyük bir heycan ve şevkle devrimci gençliği karalıyarak şöyle yazıyordu: „Büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile Kızıl Kafirler arasında topyekün bir savaş kaçınılmaz hala gelmiştir… Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tespihimi çekerim, etliye sütlüye karışmam deyip de zulum edenlerden olma, gözünü aç bak..onlarda taş,sopa, demir, molotof kokteylimi var ? Biz de aynı silahları kullanmaktan aciz değiliz… Cihat eden zelil olmaz, sağ kalırsa gazi olur. Canını veren şehitlik şerefini kazanır..Ezanlar susturulmasın .. Müslümanlar Komünizimle çarpışan devlet kuvetlerine yardımcı olsunlar…” 16 Şubat olayları öncesi hiç kuşkusuz başka kışkırtıcı, piyonlar da vardı. Bunlardan biri de „Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri „ başkanı İlhan Darendelioğlu idi. MTTB’nin Çağaloğlu’ndaki merkezinde bu kışkırtıcı şöyle diyordu. „ ..Pazar günü komünistler mitıng yapacak , biz bu mitingde savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin“. Cami“lerde „Devrimci gençliğin dinsiz kafirler olduğu, ülkeyi „Rusya’ya satmak istedikleri” söyleniyor ve kitleler „Cihada çağrılıyordu. Hükümetin tamamen himayesinde yapılan bu tür kışkırtıcı faliyetler karşılıksız kalmadı. Binlerce faşist ve islamcı gerici gürüh, silahlanarak eylem alanına saldırı için hazır kıta bekletiliyordu. Dönemin Yarbayı Celal Küçük, 15 Şubat günü ve öncesi gelişmelerden haberdardır. Darendelioğlu“nun yaptığı konuşmayı bizzat dinlemiş ve durumun vahim olduğunu, üstlerine ve Vali’ye bildirmiştir. Ancak hiç bir önlemin alınmadığı, saldırıya hükümetin destek verdiği gelişmalerle açığa çıkmıştır. „ İstanbul Teknik Üniversitesi Öğrenci Derneği Başkanı Harun Karadeniz, daha sonra “Olaylı Yıllar ve Gençlik” kitabında o sabahı şöyle anlatacaktı: “İlk haber Dolmabahçe Camii’nden geldi. Kalabalık bir grup cami çevresinde toplanmış namaz kılıyordu. Saat 10 sularında durumu bizzat görmeye gittim. Topluluğun çoğunluğu sakallı, bereli kimselerdi. Bize saldıracak olan bunlardı. Şehrin yabancısıydı, garip bir sessizlik içinde ve merakla çevrelerini seyrediyorlardı… Samimiler, inanmışlar sonuna kadar ve ölümü göze alarak kalkıp gelmişler buraya. Dini ve vatanı kurtaracaklar, can pahasına da olsa yapacaklar bu işi…” “Durum ne kadar sakıncalı olursa olsun biz silahlanmadan ve kendimizi kavgaya göre hazırlamadan yürüyecektik. Evet, biz o zaman böyle düşündük ve öyle de yaptık. Sonradan bizi hatalı bulanlar ve eleştirenler oldu.“ Harun Karadeniz“in açıklamasını destekler nitelikte bir başka açıklama da, ” Dönemin gençlik liderlerinden avukat Bozkurt Nuhoğlu, tarafın“dan yapılıyor. “Orada kitlelerde savunma psikolojisi yoktu. Henüz devlete ve hükümete inanç vardı. Bu çapta bir provokasyonun yapılabileceğini düşünemezdik, yoksa alana girmezdik. Alanda birdenbire kalabalığın içine düşüldü. Polis korumaktan ziyade teşvikçi ve tahrikçi durumdaydı.” Harun Karadeniz ve Bozkurt Nuhoğlu gibi gençlik önderlerinin açıklamaları dönemin ruh halini de ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki, 16 Şubat öğle saatlerinde Beyazıt“ta toplanan yaklaşık 30 bin kişilik kalabalık, kendi içinde 500 kadar bir “Öncü gurup“ oluşturarak, Taksim meydanına göndemekten sakınca görmezler. Öncü gurup koşarak Taksim meydanına girer ve gerici ve faşist güçlerin kuşatmasında kalırlar. Toplum Polisi yürüyüş kortejini böler ve ana gövde böylece alana sokulmaz. Sabahın erken saatlerinde ​alanın etrafında pusu kurmuş bulunan gericiler, alandaki gençlere azgınca saldırdılar. Ellerinde, Balta, Bıçak, Satır ve daha başka kesici ve öldürücü aletler vardı. Devrimci gençlik bu sinsi ve kahpe saldırıya hazırlıklı değildi, buna rağmen yiğitce dövüştüler. Duran Erdoğan ve Ali Turgut Aytaç kahpece öldürülmüştü, yüzü aşkın yaralı vardı. Gençliğin ana gövdesi bir türlü Taksim alanına giremiyordu, toplum polisi açık bir şekilde saldırganlara taraftı. İstiklal caddesi ve Sıraselviler yönüne doğru hamle yapan devrimcilere bu kez toplum polisi pusu kurmuştu. Gericiler ve polis çemberinde sıkıştırılan gençlik daha fazla kayıp vermemek için guruplar halinde ara sokaklara dağıldı.

Tarihe „Kanlı Pazar” olayı olarak geçen bu eylemi dönemin Hürriyet Gazetesi manşetine: “kardeş kavgası” olarak taşıyordu… Tercüman Gazetesi yazarlarından Rauf Tamer, “Kabadayılar” başlıklı yazısında saldırgan gericileri „kabadayılar” olarak selamlıyor ve „anarşist gençlere karşı” yiğitce dövüştüklerini yazarak destekliyordu. İstanbul Valisi Vefa Poyraz, Kanlı Pazar olaylarında asıl suçlunun sol gençlik ve onları destekleyen Türkiye İşç Partisi olduğunu, yaşanan çatışmanın bir „karşılşma“ sonucu doğduğunu , her türlü önlemi aldıklarını ve „tarafsız“ davrandıklarını, yürüyüş yapan gençliğe Taksim“de saldırı değil bir müdahale yapıldığını ve bunun da “ ani bir halk hareketi,“ olduğunu söyler. Dönemin İçişleri Bakanı Faruk Sükan ise, „ Kanlı Pazar“ olayını „ Tamamen Komünistlerin Tertibi“ diye tanımlar ve „Orada bir tek dinci grubun tahriki yoktur. „ der. Tıpkı dönemin İstanbul valisi gibi TİP“i suçlar ve daha da ileri giderek, gençlerle eyleme katılan Sadun Aren“in resmini Mecliste göstererek linç girişimine öncülük eder. Başbakan Süleyman Demirel, açık bir biçimde gerci saldırgan guruba arka çıkar. Ona göre, bu olay „tahrike kapılan halkın karşı hareketi” olarak görülmelidir. Yani „dinsiz, kafir, Anarşist gençliğe “karşı „halk gerekeni’ yapmıştı… 1970″li yıllarda „Bana sağcılar adam öldürüyor,cinayet işliyor dedirtemezsiniz” dieyen Demirel’den başka türlü bir tutum da beklenemezdi..

ANTİ EMPERYALİZM VE İSLAMCILIK… 16 Şubat 1969 Kanlı Pazar olayları üzerinden 50 yıl geçti. Elli yıl öncesine dönüp baktığımızda, pek çok sorunun yapısal bir değişime uğramaksızın günümüzde de devam ettiğini , buna karşılık pek çok alanda ise köklü değişimlerin, dönüşümlerin yaşandığını görürüz. En başta, „İslamcı“ kesimin, muhalif bir hareket olmaktan çıkarak, artık ikdidar olduğu ve giderek kalıcı bir güce dönüşerek, devlet aygıtını büyük ölçüde ele geçirdiğini söylemeliyiz. „Yeşil Kuşak“ projesinin piyonları olarak, ABD emperyalizmi güdümlü güçlerin günümüzde, „anti emperyalist“ bir söylemde bulunmaları sadece bir aldatmacadır. 1979 İran islam devrimi ile birlikte ülkemizde de „siyasal islamcı” akım, ABD ve „kapitalizm karşıtı„ bir söylem ve eylem geliştirdi. 1990’ın ilk başlarına kadar bu tutum devam etti, ne varki bu dönemde bile, ABD emperyalizmine karşı radikal bir karşı koyuş göstermediler. Türkiye’deki ikdidar dalaşında geleceklerini başta ABD emperyalizmi olmak üzere büyük batılı emperyalist devletlerle işbirliği ve uşaklık ilişkilerinde gördükleri için 80”li yıllardaki söylemlerini de terkettiler. Bir kaç yıl öncesine kadar, „Büyük Ortadoğu projesi“ nin eş başkanı olmakla övünen Erdoğan ve yandaşlarının, tarihsel olarak hiç bir dönemde emperyalizme karşı mücadele gibi bir sorunlarının olmadığını hatırlatmak ve bu çevrelerin her dönem için değişmez ​başlıca karekterlerinin Komünizm düşmanlığı olduğunu vurgulamak, günümüz koşullarında özel bir önem taşımaktadır. Siyasal İslam“ın emperyalist – kapitalist sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu, muhalif görünmesinin sadece bir aldatmaca ve çıkar çatışması olduğu, 16 yıllık ikdidarları tarafından pratik olarak açıkca kanıtlanmıştır. Liberal sol ve sosyalist bazı kesimlerin, Siyasal İslami hareketlerde demokrasi için mücadele beklentileri sadece kendi kafa karışıklıklarını ortaya koymaz, aynı zamanda emperyalist sistemle bütünleşme, kaynaşma yönündeki çabalarının çapını da gösterir.Daha bir iki yıl öncesine kadar, „Askeri Vasseyete“ karşı, siyasal islamcılarla kurulan ittifak ve işbirliğinin nasıl bir hüsranla sonuçlandığı herkesin malumudur. Bundan 50 yıl öncesinin İslamcıları nasıl ki, devrimci hareketi ezmek için saldırdıysalar, günümüzün İkdidarında bulunan İslamcılar da aynı kin ve nefretle devrimci hareketlere, muhaliflere saldırmaktadırlar. 1969“ Kanlı Pazar“ olaylarının baş aktörleri ve eli kanlı saldırganları, bugünkü ikdidarın en tepe kadrolarıdır. Abdullah Gül, İsmail Kahraman, Hüseyin Çelik, Melih Gökçe, M.Ali Şahin, Bülent Arınç ve daha yüzlercesi, dönemin „ Komünizme karşı Mücadele Dernekleri“nin üyesi, ve militanı, günümüz ikdidarının ise etkili yöenticileridirler. Bütün bu gerçek olgular ülkemizdeki “ siyasal İslamcıların ” politik duruşunu açıkca göstermektedir.

NOT: Alıntılar NOKTA Dergisinin Şubat 1987 Tarihli sayısında derlenmiştir… HASAN KÖSE ŞUBAT 2019